Güzellik Zorbalığı

Sormadığınız halde birilerinin size özellikle dış görünüşünüzle ilgili öneriler sunması durumunda nasıl hissederdiniz?


Mesela her zamanki kilonuzda değilseniz ve karşılaştığınız kişiler anında “ne kadar da zayıfladığınıza” veya “ne kadar çok kilo aldığınıza” vurgu yapsa ve bu kilo değişiminin size çok da yakışmadığını bildiren bir tarzda size siz sormadan kilo almanın veya vermenin yollarından bahsetmeye başlasa nasıl hissederdiniz?


Peki, yaşla beraber gelen değişiklikleriniz sizi pek o kadar da rahatsız etmezken, birilerinin yine siz talep etmeden bu değişiklikleri nasıl yok edebileceğinize ilişkin öneriler sıralamaya başlaması durumunda nasıl hissederdiniz?


Peki, doğduğunuzdan bu yana sahip olduğunuz bir özelliği “düzeltmenin” yollarından bahsedilse mesela? Hatta neden bütün bu müdahaleleri yaptırmadığınıza hayret etse karşınızdaki kişi, sanki hali hazırda olduğunuz görünümden rahatsızlık duymanız gerekiyormuş gibi.


Güzelliği göreceli olmaktan çıkarma çabasındayız sanki.


Birtakım güzellik kriterlerine uymamanın neredeyse ayıplandığı, bu değişikliklerin yapılmamasının bir eksiklik olarak algılandığı bir döneme geçiş yapmış gibiyiz. Kendimizde belki de hiç bakmadığımız, dikkatimizi çekmeyen veya bilsek de görsek de herhangi bir müdahalede bulunma ihtiyacı hissetmediğimiz özelliklerimiz parmakla gösteriliyor ve anında aslında talep etmediğimiz önerilerle karşı karşıya kalıyoruz. Sonrasında ise bu bahsi geçen sözde kusur düzeltilmesi gereken bir hata olarak bize eşlik etmeye başlıyor.


Kimimiz bu birilerine “kusur” olarak göründüğünü fark ettiği özelliklerini telafi etmenin yollarında kaybolurken kimimiz kendi ihtiyacının ve tercihinin ne olduğu sorusunu sorabilecek zamanı kendine tanıyabiliyor. Ancak telaşa kapılıp “insan içine” bu “kusurla” birlikte çıkma konusunda çekimserlik yaşayanlarımızın sayısı azımsanamayacak oranda. Birileri parmakla işaret edene kadar belki de farkında bile olmadığımız bir yanımızı, o an itibariyle artık kabul görmemizin, sevilmemizin, beğenilmemizin önündeki bir engel olarak görebiliyor ve bu engel ortadan kaldırılana kadar da kendi bedenimiz içinde rahat hissedemeyebiliyoruz.


Herkesin güzellik ölçütleri bakımından birbirine benzemeye başladığı bir zamanda bu değişiklikleri tercih etmeme noktasında kalabilmek de oldukça zorlayıcı. Sosyal karşılaştırmanın mutluluk seviyemiz ve iyi oluşumuza etkisinin önemini vurgulayan birçok araştırma bulunmakta. Bununla birlikte bu karşılaştırma etkisini daha ciddi bir seviyeye taşıyabilecek faktörler de giderek çoğalmakta.


Çünkü karşılaştırmaya zorlanıyoruz.


Çünkü her geçen gün kendimizi karşılaştırmamız gereken bir yeni kriter daha ortaya çıkıyor.


Çünkü her geçen gün kendimizi karşılaştırmamız sonucunda “kusur” olduğuna karar verdiğimiz özelliklerimizi değiştirmenin türlü yolları hakkında bilgilendiriliyoruz ve rotamızı bu yollara çevirmemiz için doğrudan veya dolaylı baskılara maruz kalıyoruz.


Karşılaştırmanın peşi sıra gelen olumsuz duygular, canımızın yandığı yere müdahale etme ihtiyacı hissetmemize sebep oluyor ve böylece duygumuzu yönetebilmek adına fiziksel görünümümüze müdahale etme döngüsünün içine dahil oluveriyoruz.


Nasıl görünmemiz gerektiğine dair cümlelerin ve bizden beklenen değişikliklerin bir sonunun gelmemesi ise bu döngüyü daha karmaşık ve zorlayıcı bir hale getirebiliyor. Beklentilere uymamızın peşi sıra gelen anlık iltifatlar ve onaylar ise bizi değiştirmemiz “gereken” diğer özelliklerimizi incelemeye daha çok yaklaştırabiliyor.


Burada bahsedilen daha çok dışsal sebeplerle ikna olduğumuz değişiklikler. Hali hazırda zaten rahatsızlık duyduğumuz ve müdahale edildiği takdirde kendimizi kendi bedenimiz içinde daha rahat hissedeceğimiz değişikliklerden farklı olarak yapmak “zorunda hissettiğimiz”, birilerinin bizden “beklediği”, birilerinin bizi “beğenmesini sağlayacağını” düşündüğümüz ve buna benzer değişiklikler. Güzellik denildiğinde bir kişide sıralanabilecek özellikler bu derece belirli bir hale getirilmişken aynada gördüğümüz yüze bakarken olanın güzelliğini takdir etmek yerine “olmayanları” veya “fazlalıkları” inceleme eğiliminde olabiliriz.


Peki, bütün bu sözde “kusurlarımızı” değiştirme döngüsüne girmemenin veya bu döngüye girdiysek eğer çıkmanın yolunu nasıl bulabiliriz?


Kendimize sorabileceğimiz birkaç soruyla başlayabiliriz:


Asıl ihtiyacım ne? Bu değişikliği gerçekleştirdiğimde, görünümüme bu şekilde müdahale ettiğimde elde etmeyi umduğum şey ne? Bu ihtiyacımı karşılamamın yolu sahiden bu değişikliği gerçekleştirmek mi?


Bu değişikliğin, müdahalenin avantajları ve dezavantajları neler? Uzun vadede, kısa vadede?


Bu değişikliği/müdahaleyi yapmadığım takdirde ne olacağını düşünüyorum? Bu değişikliği yaparak neyden kaçınıyorum, kendimi neyden koruduğumu varsayıyorum?


Bu değişikliğe/müdahaleye nasıl ikna oldum?


Değiştirmek istediğim özelliğimin bir “kusur” olduğuna nasıl karar verdim?


Bu “kusura” müdahale etmem gerektiğine nasıl ikna oldum?


Kendi cevaplarımızı bulmak, kendi ihtiyacımızı duymak, kapılıp gitmemek, başkalarının gözünden kendimize baktığımızda neyi beğenip beğenmeyeceklerinden ziyade kendi bedenimiz içinde rahat hissedebilmenin yollarını araştırmak bu yolda pusulamız olacaktır.

  • Grey Twitter Icon