Kararsızlık


  • Hata yapmamak için bir türlü harekete geçemiyorsanız,

  • Seçimlerinizin sorumluluğunu almak sizi kaygılandırıyorsa ve bu sorumluluğu bir başkasıyla da paylaşma ihtiyacı hissediyorsanız,

  • Karar vermek yerine bütün seçenekleri elinizde tutmaya çabalıyorsanız,

  • İstekleriniz ve çevrenizin beklentisi sürekli bir çatışma halindeyse ve siz hangisine uygun davranacağınız konusunda ikilemde kalıyorsanız,

  • Verdiğiniz kararlar sonrasında çoğunlukla pişman oluyorsanız,

  • Verdiğiniz kararın doğru olduğu konusunda birilerinin sizi ikna etmesine ihtiyaç duyuyorsanız,

  • Harekete geçtiğiniz halde aklınız sürekli vazgeçtiğiniz diğer seçenekte kalıyorsa,

  • Önceliklerinizi belirlemekte zorlanıyorsanız,

  • Seçeneklerin sizin için uygunluk derecesini belirlemekte zorlanıyorsanız,

  • Vereceğiniz karar sonrasında gerçekleşmesi olası durumları değerlendirmekte zorlanıyorsanız,

  • Konfor alanınızda sıkışıp kaldıysanız ve gelişim fırsatlarını değerlendirme konusunda tereddüt yaşıyorsanız,

  • Son ana kadar karar vermekten kaçınıyorsanız,

  • Kararınızdan emin olmak için çok fazla destekleyici faktöre ihtiyaç duyuyorsanız ve en ufak bir belirsizlik sizi hareketsiz bırakıyorsa,

Karar verme mekanizmanızı güçlendirmeniz gerektiği söylenebilir.

Karar verme zorunluluğu, hayatımızın her alanında karşımıza çıkabilmektedir. Gerek romantik ilişkilerimizde, gerek iş hayatımızda, gerekse sosyal hayatımızda, mevcut seçenekler arasından birinde karar kılıp, yola öyle devam etmemizin gerektiği çok fazla an yaşarız.

Oldukça pratik bir şekilde karar verebilen kişilerin yanında, karar verme zorunluluğunu neredeyse bir kriz olarak yaşayan kişilerin sayısı da oldukça fazladır.

Karar verme süreci,

  1. Problemi tanımlama ve sorumluluğu fark etme

  2. Kendini değerlendirme

  3. Probleme ilişkin bilgi toplama

  4. Alternatifleri sıralama

  5. Bütünleştirme

  6. Uygun seçeneğin belirlenmesi

  7. Planın uygulanması

  8. Değerlendirme

basamaklarından oluşmaktadır.

Teoride bu kadar basit görünse de, bu basamakları uygulamaya geçirmek kimimiz için oldukça zordur. Seçeneklerin arasında kaybolduğumuz ve hatta karar vermekten tamamen kaçındığımız durumlar yaşayabiliyoruz.

Sanılanın aksine, bu süreçte en çok zorlandığımız alan uygun seçeneğin belirlenmesi aşaması değildir. Hepimiz, problemin tanımlanması aşamasından itibaren çeşitli zorluklarla karşılaşabilmekteyiz. Hatta belki de, karar verme sorumluluğunu fark etme aşaması, en sık karşılaşılan zorluklar arasında gösterilebilir.

Peki, karar verme sürecini bu derece zorlaştıran faktörler neler olabilir?

  • Karar verme zorunluluğumuzu mümkün olabildiğince erteleme ihtiyacı hissediyor olabiliriz.

Bazen, herhangi bir seçenekte karar kılmamak ve mevcut düzenimizi olduğu haliyle bırakmak isteyebiliriz. Bu durumlara örnek olarak, çok iyi bir iş teklifi üzerine düşünmekten kaçınmak ve flört ettiğimiz kişiyle bir ilişki başlatamamak gösterilebilir.

Mevcut işimizle ilgili bir takım problemler yaşıyor olabiliriz, ancak bu işin bize sunduğu olanaklardan yana da herhangi bir eksiklik hissetmiyoruzdur.

Eğer işimizin sağladığı konfor alanına çok fazla alıştıysak, bizi maddi manevi daha üst bir konuma çıkarabilecek bir iş teklifi karşısında kararsızlık yaşayabiliriz.

İşi kabul etmemiz halinde yapmamız gerekenler, yeni iş ortamına alışma süreci vb. durumlar gözümüzde büyüyor olabilir. Bu yüzden, gelen iş teklifi üzerine düşünmekten kaçınabiliriz.

Çünkü işin bize cazip gelmesi durumunda yapmamız gerekenler, bizi kaygılandırır. Ancak bu süreçte, gelen teklifi değerlendirdiğimiz takdirde sahip olacağımız daha üst olanaklar, aklımızı kurcalamaya devam eder ve düşünmekten kaçındığımız her an, belki de kariyerimizle ilgili mükemmel bir adım atma olanağından uzaklaşmış oluruz.

Benzer bir problemi romantik ilişkilerimizde de yaşayabiliriz. Ciddi bir ilişkiye başlama fikri bizi korkutabilir ve bu yüzden, flört aşamasını mümkün olabildiğince uzatarak, ilişkiye başlama kararını erteleriz. Ancak bu erteleme halinin, mevcut durumumuzu koruyacağı garanti değildir.

Özellikle yakın ilişkilerde, kararsızlığımızdan kaynaklı belirsizlikler, karşı tarafın bize olan güvenini oldukça zedeleyebilir.

Sonuç olarak, korumaya çalıştığımız flört ilişkimizi kaybetmemiz de yüksek ihtimaldir.

Bu noktada önemli olan, bütün seçenekleri canlı tutma arzumuzun önüne geçmektir.

Seçeneklerimizin bulunması ve koşullarımıza en uygun kararı verebilme olanağımız, bizim özgürlüğümüzdür.

Bu özgürlüğü değerlendirmek yerine, mümkün olan en uzun süre boyunca seçenekleri elimizde tutma hevesi, günün sonunda tercih yapabileceğimiz hiçbir seçeneğin kalmamasına sebep olabilir.

  • Kendi karar verme becerilerimize güvenemiyor olabiliriz.

Eğer, çocukluğumuzdan bu yana karar vermemizin gerektiği anlarda, birileri hep bizim adımıza bu kararları verdiyse veya kendi muhakeme yeteneğimize ilişkin bir yetersizlik hissimiz varsa, sadece bizi ilgilendiren alanlarda dahi, tek başımıza karar vermek bizi oldukça zorlayabilir.

Belli bir konuda karar vermeden önce birilerine danışma ihtiyacı oldukça anlaşılırdır. Ancak bu kararı alırken danışmaktan ziyade birilerinin bizim adımıza bu kararı almasını sağlamaya çalışıyorsak, bu noktada bir bağımlılık söz konusudur.

Bu durum, tipik bir alışveriş esnasında da, bizim için oldukça önem teşkil eden meslek seçiminde de karşımıza çıkabilir.

Eğer bağımlı bir yapıdaysak, kendimize bir kıyafet almak istediğimizde bile, bize güven veren birinin onayı olmadan, doğru parçayı satın aldığımızdan emin olamayız.

Hatta, doğru kıyafete karar verme kaygısı yaşamaktansa, zevkimize uygun olmasa dahi, o kişinin bizim adımıza seçim yapması işimize gelir.

Benzer şekilde meslek seçiminde de, bizim için en uygun mesleğin hangisi olduğu konusunda kararsızlık yaşarız. Kendi ilgi ve yeteneklerimiz doğrultusunda bir seçim yapmak bize oldukça zor gelir ve başkalarının bize uygun gördüğü meslekleri seçme eğiliminde olabiliriz.

Bu noktada, bağımlı kişilerin karar vermekte bu kadar zorlanmalarının bir sebebi olarak, başkalarının kontrolünde süren bir hayat içerisinde kendilerini tanıma fırsatı yakalayamamış olmaları gösterilebilir.

  • Hata yapmaya karşı aşırı duyarlı olabiliriz.

Sıfır hatayla yola devam etme çabasındaysak eğer, hata yapmaktan kaçınma telaşı, çoğunlukla bizi hareketsiz bırakır. Bu eğilimin sebebini ortaya çıkarmak için, kendimize hata yapmanın bizim için ne anlama geldiğini sorabiliriz.

Belki de çocukluğumuzdan bu yana, hataların dönüşü olmayan olumsuzluklara yol açtığını öğrendik veya telafi şansımız olsa dahi, yaptığımız hatalar sebebiyle olumsuz etiketlere maruz kaldık.

Bunun tam tersi olarak, her zaman doğru kararları veren biri olarak etiketlenmiş olmamız da, bir müddet sonra, bizi bu olumlu etiketi kaybetme korkusuna itebilir ve sonuç olarak, yanlış karar verme ve hata yapma konusunda daha duyarlı bir hale gelebiliriz.

Sorunlarla başa çıkma potansiyelimizi küçümsememiz de, karar verme sürecimizi olumsuz etkileyebilir.

Verdiğimiz kararın yanlış olması halinde ortaya çıkabilecek her türlü olumsuz durumun gözümüzde büyümesi ve bizim, bu durumlarla baş etme kapasitemizi küçük görmemiz, yanlış karar vermekten kaçınma telaşına kapılmamıza sebep olabilir.

Sonuç olarak, karar vermekte zorlanmamızın sebebi, hata yapmaya ilişkin bir korkuysa eğer, yanlış bir karar verdikten sonra olmasından korktuğumuz şeylerin ne derece gerçekçi olduğunu sorgulamaya ve bu olumsuzluklarla baş edebilme becerimizi daha tarafsız bir gözle değerlendirmeye ihtiyacımız var demektir.

  • Önceliklerimizi belirlemekte zorlanıyor olabiliriz.

Öncelik belirleyebilmek oldukça kritik ve hayatı kolaylaştıran bir beceridir. Ancak ihtiyaçlarımızı iyi tahlil edemediğimiz durumlarda, hangi seçeneğin bizim için öncelikli olması gerektiğini kestiremeyebiliriz.

Bu noktada yine önemli olan kısım, kendimizi iyi tanıyabilmektir. Kendi öncelik ve ihtiyaçlarımızla, ailemizin veya partnerimizin ihtiyaçlarını karıştırıyor olabiliriz.

Özellikle, onay arayıcı bir yapımız varsa, örneğin ebeveynimizin onayını alabilmek, takdirini kazanabilmek amacıyla, onun önceliklerini benimseyebilir ve kendimizi asıl ihtiyaçlarımızın karşılanmasından mahrum bırakabiliriz.

İçten içe aslında neye ihtiyacımızın olduğunu bilmek, ancak almak istediğimiz onayı da kaybetmekten korkmak, karar verme sürecinde bizi oldukça sıkıntıya sokar.

Öncelik belirleyememe durumu, istek ve ihtiyaçlarımızın çatıştığı noktalarda da ortaya çıkabilir.

Bunun en basit örneği olarak alışveriş anları gösterilebilir. Aslında para biriktirme ihtiyacımız söz konusuyken, alışveriş esnasında görüp de istediğimiz şeyleri alıp almama konusunda tereddüt yaşayabiliriz. İsteklerimizin aslında ihtiyacımız olduğuna kendimizi ikna etmeye çabalayabilir ve almak istediğimiz ürün elimizde, dakikalarca zaman harcayabiliriz.

Aynı durumu, iş veya okul hayatımızda da yaşayabiliriz. Yapılması gereken işler bizi beklerken ve aslında bizim için asıl gerekli olan o işleri zamanında bitirmekken, arkadaşlarımızdan gelen bir teklif, "istek mi, ihtiyaç mı" çatışması yaşamamıza sebep olabilir. Bu noktada dışarıya çıkmamın isteğimize mi yoksa ihtiyacımıza mı karşılık geldiğini iyi ayırt etmemiz gerekmektedir.

Diğer bir örnek ise romantik ilişkiler.

Aslında yakın ve güvenli bir ilişkiye ihtiyacımız olduğu halde, bizi yormayan, günü birlik ilişkiler bize daha cazip gelebilir. Böyle bir dönem içerisinde, karşımıza çıkan ciddi ilişki fırsatlarını değerlendirip, karar vermeye çalışırken, kendimize gerçekçi gerekçeler sunma konusunda zorluk yaşayabiliriz.

İstek- ihtiyaç çatışması, öz disiplinle doğrudan ilişkilidir.

Bu sebeple, uzun vadeli amaçlarımız için kısa vadeli hazlarımızdan vazgeçebilme becerisi kazanmaya ve uzun vadeli amaçlarımızı baltalayan seçeneklerden uzak durmaya çalışmakta fayda var.

  • Vereceğimiz karar sonrası yapmamız gerekenler gözümüzü korkutuyor olabilir.

Bazen vermemiz gereken karar oldukça net olsa bile, vereceğimiz karar sonrası yapmamız gerekenler gözümüzde büyüyebilir ve bu kararı uygulamaya koyma noktasında tereddüt yaşayabiliriz.

Bunun en bariz örneği romantik ilişkimizi bitirme kararıdır.

Gözümüzün önünde ayrılmamızın gerektiğine dair gerekçeler sıralanıyor da olsa, ayrılık sonrası yaşayacağımız boşluk, pişmanlık, yalnızlık ve özleme hali gibi olası zor yaşantılar, bizi korkutur ve ilişkimizin aslında o kadar da kötü gitmediği konusunda kendimizi ikna etmeye çabalarız.

Ancak bu kararsızlık hali, ilişkimizin giderek daha yıkıcı bir hal almasına ve belki de çok daha zorlu bir ayrılıkla sonuçlanmasına sebep olabilmektedir.

Diğer bir örnek ise kariyer alanından.

Lisansüstü bir programa kaydolmanın kariyerimiz için gerekli bir adım olduğunun farkındayızdır ve böyle bir programa kabul edilme şansımız da oldukça yüksektir.

Ancak iş ile lisansüstü programı aynı anda yürütme fikri bizi korkutabilir ve harekete geçmemek için kendimize türlü bahaneler bulabiliriz.

Sonuç olarak, sürekli ertelediğimiz lisansüstü planı, bizim için giderek daha zahmetli bir iş gibi görünmeye başlar ve zaman ilerledikçe, kendimizi bu plana biraz daha uzak hissederiz.

Özetle, karar verme sürecimizi hangi sebeple uzatıyor olursak olalım, bu belirsizlik hali, günün sonunda artık üzerine düşünecek seçeneklerimizin kalmamasına yol açabilir. Bu yüzden, kendi seçimlerimizle yola devam edebilmek için, hiçbir seçeneği elememiş olmanın rahatlığına fazla kapılmamakta ve kendimizi "akışına bırakma" ifadesiyle kandırmamakta fayda var.

  • Vereceğimiz kararın en doğru seçim olduğu konusunda çok fazla kanıt toplama ihtiyacı hissediyor olabiliriz.

Bazen, karar verme aşamasında bir çeşit içine sinme bozukluğu yaşarız. Seçeneklerin artılarını eksilerini değerlendirdiğimizde aslında hangi seçeneğin bize daha uygun olduğu açıktır, ancak yine de karar verebilmek için daha fazla artı özelliğe ihtiyaç duyarız.

Bu durum romantik ilişkilerde eş seçiminde "Karşıma daha iyisi çıkar mı?" sorusuyla ortaya çıkabilirken; iş hayatında "Gerçekten hayalimdeki iş mi?" veya "Gerçekten istifa etmeme değer mi?" sorularıyla kendisini gösterebilir.

Verdiğimiz kararın herkes tarafından onaylanmasını isteriz. Bir kişi bile bizimle zıt fikirdeyse aklımızda soru işaretleri oluşur ve artı eksi tablosunda aslında azınlıkta olan eksiler, gözümüze daha anlamlı gelmeye başlar.

Bu noktada kendimize, kararımızın mükemmel olduğundan emin olmamızın pek de muhtemel olmadığını hatırlatmakta fayda var.

Genel olarak bakıldığında, karar verme sürecinde seçeneklerin detayları arasında kaybolmak yerine, bizi net bir karar vermekten neyin alıkoyduğunu incelememiz gerekmektedir.

Ümitsiz miyiz?

Mükemmeliyetçi miyiz?

Yetersiz mi hissediyoruz?

Mevcut seçeneklerimizin yanında, bu gibi sorularla, seçeneklere ve karar verme sürecine dair neler hissettiğimizi de değerlendirmek ve kendimizi daha iyi tanımaya odaklanmak faydalı olacaktır.

Bir sonraki yazı "Sandığım Kadar Yetersiz Miyim?"

  • Grey Twitter Icon