İlişkiye Başlama Sürecinde Neler Yaşıyoruz? 2- Niyeti Ciddi Mi?


“Benimle oynadı.”

“Asla ayrılmayacağımızı söylemişti.”

“Beni hiç sevmemiş.”

“Ben senin neyinim?”

“Neden benimle fotoğraf paylaşmıyorsun?”

“Onun hayatında bir tek ben olmalıyım.”

“Benden bir şeyler sakladığını hissediyorum.”

“Beni her an aldatabilir.”

“Eğer benimle ciddiysen başlayalım.”

“Her şey hevesini alana kadarmış.”

Eğer ilişki öncesi flört aşamasında veya ilişkinin henüz başlangıcındayken yukarıdakilere benzer sorgulamalarda bulunuyorsanız, ilişkilere dair kuşkucu bir yapınız olduğu söylenebilir.

Bazılarımız ilişkilerle ilgili belirsizliğe tahammül edemez ve ilişkinin her aşamasında tam bir kesinlik ister.

Bazılarımız flört aşamasındaki her yakınlığı ilişkinin garantisi olarak yorumlayabilir ve bu süreçteki herhangi bir uzaklığı aldatılma veya ihanet şeklinde görebilir.

Bazılarımızın “kullanılmaya” karşı aşırı hassasiyeti vardır ve ilişki öncesinde karşısındaki kişiyi çeşitli güven testlerine maruz bırakır.

Peki, ilişkiye başlarken karşımızdaki kişinin aklından geçenleri bu kadar sorgulamamız, güvenmek için sürekli kanıt kovalamamız davranışlarımıza nasıl etki eder?

  • İlk olarak ilişki sürecinde genellikle yıkıcı etki yaratan ancak “seven kıskanır” inancıyla bir türlü içinden çıkılamayan kıskançlık konusunu ele alalım.

Eğer kuşkucu bir yapımız varsa, herhangi bir şekilde duygusal yakınlık kurduğumuz kişileri takip altına almaya başlar ve sanki bize bir söz verilmişçesine o kişinin yakınlık kurduğu herkese kıskançlıkla karışık tepkiler vermeye başlayabiliriz.

O kişinin bize yönelik bir ilgisi olduğunu düşünüyorsak, artık o insan için tek olmalıyızdır. Böylesi bir inanç, hoşlandığımız kişiyi henüz flört aşamasındayken bile kısıtlama çabasına girmemize yol açabilir. Herkesi tehdit olarak algılamaya başlayabiliriz ve ortada henüz bir ilişki yokken dahi kıskançlık sebebiyle ilgi duyduğumuz kişiye tavır alabiliriz.

  • İkinci olarak ilişki hızına değinebiliriz. Herkes ilişki kurarken ve o ilişkiye adapte olurken farklı hızda hareket eder. Ancak eğer kuşkucu bir yapımız varsa, karşımızdaki kişinin hızını hiç hesaba katamayabilir ve kendi hızımıza uyum sağlanmadığı takdirde şüpheye düşebiliriz.

Örneğin, eğer kendimizi güvende hissetmek için bir an önce ilişkinin “adını koymak” istiyorsak, karşımızdaki kişinin biraz daha ağırdan almak istemesi bizde “beni oyalıyor” düşüncesi yaratabilir.

Bunun tam tersi olarak mutlak bir güven sağlayana kadar ilişkiye adım atamıyorsak, karşımızdaki kişinin aceleci tavrı “kesin benimle oynayacak” tarzı düşüncelere kapılmamıza sebep olabilir.

  • Üçüncü olarak, flört aşamasında her şey çok güzel ve bizi tatmin edebilecek ölçüde yaşanıyor olsa dahi bütün iyi tavır ve davranışlardan şüpheye düşebilir ve bu davranışların altında art niyet arayabiliriz. Karşımızdaki kişinin bizi gerçekten sevdiğine ya da bize değer verdiğine inanmamız çok uzun zaman alabilir.

  • Dördüncü olarak, flört aşamasında veya ilişkinin başlangıcında sevildiğimize inanabilmek için aşırı talepkar bir tutum sergileyebilir ve kendimizi garanti altına almaya çalışabiliriz. Bu durum aslında oldukça kırılgan bir güven geliştirmemize ve bize yanlış gelen en ufak bir durumda kendimizi tekrar korumaya almak adına karşımızdaki kişiyi tamamen silme ihtiyacı hissetmemize neden olabilir.

  • Kuşkuculuğun yol açtığı bir diğer durum ise, güvensizliğimizi tetikleyen eşler seçme eğilimimizdir. Aslında gözlemlediğimiz kadarıyla bize çok da güven vermeyen kişileri çekici bulabilir ve bu kişilerle ilişki kurma çabası içerisinde “insanlara asla güvenilmeyeceğine” dair inancımızı pekiştirecek olaylar yaşayabiliriz.

Sürekli kandıralacağımız ve aldatılacağımız yönünde bir şüpheye kapılıyorsak, karşı tarafın çıkarları üzerine çok fazla düşünüyor olabiliriz. İlişki başlangıcında bu durum karşımızdaki kişinin tek taraflı olarak bizim üzerimizden kazanabileceklerine çok fazla odaklanmamız şeklinde kendisini göstermektedir. Sağlıklı bir birlikteliğin her ikimiz için de sağlayacağı yararları göremez bir durumda kalırız.

Peki, bu güvensizliğimizin ve kuşkuculuğumuz kökenleri neler olabilir?

  • Travmatik çocukluk yaşantıları bunun bir sebebi olabilir. Çocuklukta maruz kalınan ihmal, fiziksel, duygusal veya cinsel istismar, tüm insanların kötü niyetli ve çıkarcı olduklarına yönelik bir inanç geliştirebilmektedir.

Çocukluk haricinde ergenlik veya yetişkinlik dönemimizde maruz kaldığımız bu gibi durumlar da kuşkucu bir yapı geliştirmemize sebep olabilmektedir ancak çocukluk travmalarının etkisi yetişkinlik dönemi travmalarına kıyasla daha şiddetli olabilmektedir.

  • Kaygılı anne baba da güven problemimizin oluşumunda etkin rol oynamış olabilir.

Eğer kimseye güvenmememiz gerektiğine dair sürekli uyarı aldıysak ve bu konuda abartılı örneklere maruz bırakıldıysak, bu uyarıların yetişkinlik hayatımızda da zihnimizde çınlamaya devam etmesi olasıdır.

  • Sevgi yoksunluğu da güvensizliğimizin bir ayağını oluşturuyor olabilir.

Eğer temelde sevilebilir olmadığımıza dair bir inancımız oluşmuşsa, karşı tarafın bize zarar vermek ya da bizi kaybetmek istemeyeceği üzerine düşünemeyiz. Bu noktada kendimizi ne derece değerli gördüğümüzü sorgulamamız gerekebilir.

Neler Yapabiliriz?

  • Flört ettiğimiz kişinin, kuşkularımızı gidermek için gösterdiği her çaba bizim güvensizliğimizi pekiştirebilir ve her defasında daha fazla kanıta ihtiyaç duymamıza sebep olabilir.

Bu anlamda, belirsizliğe tahammül eşiğimizin yükselmesi gerekmektedir.

  • Karşımızdaki kişiye inanmak için ihtiyaç duyduğumuz şeylerin gerekliliği üzerine düşünebiliriz.

Güvenmek için neden bu kadar fazla kanıta ihtiyaç duyuyor olabiliriz?

  • Her ne kadar güven problemi yaşıyor olsak da hayatımızda diğerlerinden daha fazla güvendiğimiz birileri vardır. Bu kişilerle biraz daha yakın ilişkiler kurmaya çalışmak ve bu kişilerle olan ilişkilerimizde kırılgan olmaya cesaret etmek de faydalı olacaktır.

  • Mutlak bir güven sağlama hedefi ulaşılamaz görünebilir. Hedefi küçük parçalara bölüp, her defasında zırhımızı biraz daha aşağıya çekebiliriz.

  • Sevildiğimizden ve değer gördüğümüzden emin olabilmek için nelere ihtiyacımızın olduğunu inceleyebiliriz.

Bu ihtiyaçlarımız ne kadar gerçekçi, ne kadar ulaşılabilir?

Bunların yerine ne olsaydı yine de güvenmemiz için yeterli olabilirdi?

Belki de sevgiyi alıp verme konusunda gerçekçi olmayan inançlarımız vardır.

  • Diğer birçok ilişki çıkmazında olduğu gibi kuşkuculukta da ulaştığımız farkındalık sonrası yapmamız gereken risk almaktır.

Ulaşmaktan en çok korktuğumuz sonuç, gerçek bir kandırılma ve aldatılma durumudur. Bu sonuçtan kaçınmak için sayısız önlem alırız. Aslında bunca önlem, okları kendimize olan güvenimize çevirmektedir.

Olası bir aldatılma durumunda kendi baş etme becerilerimize ne derece güveniyoruz?

Kendi değerimizi fark edip, kendimizi gerçekten sevmeye başladığımızda, güven kırıcı olaylar sonrası hayatta kalmamız her zaman daha kolaydır.

Bir sonraki yazı “Sevgi Körlüğü”

  • Grey Twitter Icon