Bu Yaşadığım Aşk Mı, Başarı Hırsı Mı?


"Ayrılırsam başka birini bulamayabilirim."

"İlişkileri sürdüremiyorum."

"Yine başaramadım, yine yürütemedim."

"Bir daha asla böyle bir ilişki kuramayacağım."

"Kesin benden sonra kolayca birisini bulacak."

"Bulduğu kişiyi beni sevdiğinden daha çok sevecek."

"Ona yetemedim."

"Benden nasıl vazgeçer."

"Beni unutmamalı."

"İnsanlar problemin bende olduğunu düşünecek."

"Onu elimde tutmayı beceremedim."

Eğer ayrılık sonrası aklınızdan bunlara benzer düşünceler geçiyorsa, yüksek ihtimalle sevdiğiniz birini kaybetmenin acısından çok başarısızlık duygusuna kapılmışsınız demektir.

Yaşadığımız kültür, aile yapımız, arkadaş çevremiz ve sosyal medya gibi etkenlerden dolayı kimimiz romantik ilişkileri yakınlık, sevgi ve güven ihtiyaçlarımızı giderebileceğimiz bir etkileşimden ziyade bir başarı alanı olarak görme eğiliminde olabiliyoruz. Hal böyle olunca biten bir ilişki sonrası kapıldığımız ilk duygu "sevgi yoksunluğu yaşayacağım" korkusundan çok "yine olmadı, yine yürütemedim" temelli bir yetersizlik, başarısızlık duygusu olmaktadır.

Peki, ayrılık sonrası aşk acısı mı yoksa başarısızlık hissi mi yaşadığımızı nasıl anlayabiliriz?

  • Eğer sevdiğimiz birini kaybetmiş olma düşüncesinden çok, vazgeçilmiş olmakla ilgili düşüncelere odaklanıyorsak,

  • İlişkide kimin daha çok hatası olduğuna ve kimin en büyük fedakarlıkları yaptığına dair hesap kitap yapıyorsak,

  • Ayrıldığımız kişinin gözündeki değerimiz üzerine çok fazla düşünüyorsak ve yoğun bir şekilde bu değeri kaybetmekten korkuyorsak,

  • Ayrıldığımız kişinin yeni bir ilişkiye başlaması ihtimaline asla tahammül edemiyorsak ve bu ihtimalin gerçekleşip gerçekleşmediğine dair sürekli takipteysek

  • Ayrılık sonrası yoğun bir eksiklik ve yetersizlik duygusuyla baş başa kaldıysak yüksek ihtimalle aşk acısından çok yoğun bir başarısızlık duygusuyla boğuşmaktayızdır.

Aslında ilişkinin bitimi sonrası ortaya çıkan bu durum ilişki sürecinde de kendisini göstermektedir.

Eğer başarı konusunda bir hassasiyetimiz varsa, bu hassasiyet yüksek ihtimalle hayatımızdaki birçok alanda karşımıza çıkmaktadır. İlişkileri dahi başarı odaklı görme halimiz, bir şeyleri sadece keyif almak amaçlı yapmamızın önüne geçer ve bir yerden sonra basit bir eğlence aktivitesi bile gözümüzde bir stres faktörü haline gelir.

İlişki içerisindeyken bu durum;

  • Sevgilimize yetebilme konusunda sürekli şüpheye düşme,

  • Sevgilimizin gözündeki değerimizi sürekli sorgulama,

  • Doğum günleri, sevgililer günü, yıl dönümleri gibi günlerde en doğru hediyeyi alma, en iyi şekilde kutlama konusunda kaygılanma,

  • Sırf uyum gösterme çabasıyla kendi normalimizin fazlasıyla dışına çıkma

ve

  • İlişki içerisinde sürekli kendimizi seyretme ve değerlendirme şeklinde göstermektedir.

Asıl kritik nokta ise...

Eğer ilişki içerisinde ve ilişki sonrasında böylesi yetersizlik ve eksiklik duyguları yaşıyorsak, bize tam da bu duyguları yaşatma potansiyeli yüksek olan eşler seçiyor olmamız olasıdır. Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi bir nevi "kendini gerçekleştiren kehanet." Bu döngüye kapılmamak için öncelikli olarak bizde kaygı yaratan durumun kökeninde sevilmeme ihtimalinin mi yoksa başarısız olma ihtimalinin mi olduğunu iyi belirlememiz gerekmektedir.

İlişkilerin başında, sonunda veya ilişki sürecinde yaşadığımız problemli durumlarda öncelikle sormamız gereken soru:

"Bu yaşadığım problem benim hangi yarama dokundu?"

sorusudur. Yaşadığımız problemi doğru tanımlamak bize çıkış için doğru kapının hangisi olduğunu gösterir.

Sonraki yazı "Bu Yaşadığım Bağlılık Mı, Bağımlılık Mı?"

  • Grey Twitter Icon