Romantik İlişkilerimizdeki Yüksek Standartlarımız


"Beni sevsin yeter."

"Ona güvenebileyim yeter."

"Mal, mülk, statü benim için önemsiz şeyler."

"Aramızdaki uyumu hiçbir şeye değişmem."

Her ne kadar çoğunlukla dilimizden düşürmediğimiz sözler bunlar olsa da ve içten içe bu sözlere gerçekten inanma ihtiyacı hissetsek de kimimiz ilişkide sevgi, güven ve uyumdan çok daha fazlasını ararız. Ancak bu arayışların kökenine baktığımızda çocuklukta yeteri kadar giderilemeyen sevgi, saygı ve güven ihtiyaçlarının karşımıza çıkması ironiktir.

Eğer ki içten içe sevgilimizin giydiği kıyafetlere fazla takılıyorsak, bize aldığı hediyelerin kalitesini ve maddiyatını merak ediyorsak, sevgilimizin statüsüyle övünüyorsak, sıklıkla yanımıza yakışıp yakışmadığını değerlendiriyorsak ilişkimizde yüksek standartların ağına düşmüşüz demektir.

Peki, yüksek standartlar derken neyi kastediyoruz?

Yüksek standartlarla genellikle mükemmeliyetçi yapımızdan bahsetmekteyiz. Detaylara fazla takılmak, hataya tahammül edememek, hayatımızdaki insanlara fazla eleştirel yaklaşmak, sadece "iyi" olmakla yetinememek, her zaman en iyisi olmaya çabalamak gibi özelliklerimiz söz konusuysa mükemmeliyetçi bir yapımız olduğunu söyleyebiliriz.

Bu mükemmeliyetçi yapı ilişkilerimizde kendisini nasıl gösterir?

Öncelikli olarak, eş seçiminde oldukça titiz yaklaşırız. Birlikte olmayı isteyeceğimiz kişiye yönelik kriterlerimiz yüksek standartları olmayan kişilere kıyasla daha fazla ve ulaşılması daha zor kriterlerdir. Bu kişinin statümüze uyup uymadığı, bu kişiyle girdiğimiz bir ortamda takdir görüp görmeyeceğimiz, çevremizdeki insanların bu kişiyi onaylayıp onaylamadığı oldukça önemlidir.

Eş seçerken dikkat ettiğimiz kriterler, ilişki sürecinde de karşımıza çıkarlar. Örneğin sevgilimizin kıyafet seçimlerine karışmaya başlayabilir, sevgilimizle çevremize "mükemmel çift" görünümü sergilemeye çalışabilir, kendimiz de mükemmel bir sevgili olma yönünde yoğun bir çaba harcayabiliriz.

"Mükemmel Giden Bir İlişkide Yapılması Gerekenler" başlıklı bir listemiz varmışçasına her maddeyi teker teker gerçekleştirmeye çalışırız. Hal böyle olunca kendi omuzlarımıza bindirdiğimiz yük sonucunda, dışarıdan mükemmel görünen ilişki içerisinde nedenini asla fark edemediğimiz bir doyumsuzlukla mücadele halinde buluruz kendimizi. Çünkü dışarıdan bakıldığında hiçbir eksik yoktur ve biz sıradan olma korkusuyla mükemmelliği kovalarken ilişkinin olağan keyfinden kendimizi mahrum bırakmışızdır.

Mükemmeliyetçilik, mükemmelliğin sarsıldığı noktaya kadar bizi çok güzel yerlere taşıyabilir ve hatta bizi hayalini kurduğumuz hayata yaklaştırabilir. Ancak karşılanamayacak yükseklikte standartlar koymamız sonucunda bu mükemmelliğin sarsılması da kaçınılmazdır.

Peki, burada odaklanılması gereken nokta nedir?

Mükemmel olma ihtiyacını ilk ne zaman hissettiğimiz oldukça önemlidir. Sıradan olmaya karşı korku duyduğumuz o ilk an ne zamandı? Belki mükemmeliyetçi ebeveynlere sahiptik, belki ancak mükemmel olduğumuzda sevileceğimizi hissettik. Belki kendimizi önemli ve başarılı hissetmenin bir yolu olarak mükemmeliyetçi olmayı seçtik ve mükemmele her yaklaştığımızda övgüler aldık. Ve bir yerden sonra bizi seven insanların sevgisini ve ilgisini de bu mükemmelliğe bağlamaya başladık. "Bu kadar başarılı olmasam, asla bu derece sevilmem" inancına saplanıp kaldık.

Yenilgi, başarısızlık, bulunulan ortamın en iyilerinden olmama durumlarına tahammül edemediğimizi ilk ne zaman fark ettik? Ve yenildiğimizde, başarısız olduğumuzda aklımızdan geçen düşünceler nelerdi?

Bu soruların cevaplarının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

Ve bir de mükemmel olma çabasının hayatımızdan neleri eksilttiğini, kendimiz için belirlediğimiz yüksek standartlara ulaşma çabasıyla kendimizi nelerden mahrum ettiğimizi düşünmek de faydalı olabilir...

Bir sonraki yazı "Bu Yaşadığım Aşk Mı, Başarı Hırsı Mı?"


  • Grey Twitter Icon