Romantik İlişkilerde Terk Edilme Korkusu


“Bir başkasını benden daha cazip bulabilir.”

“Ona asla yetemeyeceğim.”

“Beni hiçbir zaman benim onu sevdiğim kadar sevmeyecek.”

“Kesin bu ilişkiyi de yürütemeyeceğim.”

“Benden sıkılacak.”

“Eskiden bana daha çok vakit ayırırdı, kesin ilişkiyi bitirmek istiyor.”

“Eskiden mesajlarıma daha çabuk cevap verirdi, kesin ters giden bir şeyler var.”

“Bana eskisi kadar beni sevdiğini söylemiyor, benden giderek uzaklaşıyor.”

“Son paylaştığım fotoğrafları beğenmedi, beni eskisi kadar beğenmiyor, benden daha güzel/yakışıklı birini bulabilir.”

“Bana eskisi kadar iltifat etmiyor, ilgisini kaybetmeye başladım.”

“Yeni işinde/okulunda yeni insanlar tanıyınca beni unutacak.”

“Benimle zaman geçirebilecekken yalnız kalmayı tercih ediyor, benden memnun değil.”

Eğer bu ifadeler ilişkide çoğu zaman aklınızdan geçen düşüncelerle benzerlik gösteriyorsa, terk edilmeye karşı hassas bir yapıda olduğunuz söylenebilir.

İlişkiler doğası gereği bitebilen bir yapıdadır ve ilişkiyi başlatıp sürdürebilmek kadar bitirebilmek de önemli bir beceridir. Kimileri ilişkiyi ayrılma ihtimalini her an akıllarında tutarak yaşarken kimileri ilişkiyi hiç bitmeyecekmiş gibi görme eğilimindedir. Kimileri biten bir ilişki sonrası bunu olağan karşılayıp belli bir süre sonunda hayatlarının normal akışına devam edebilirken, kimileri ayrılıklara oldukça tahammülsüzdür. Bir ilişkinin bitmesi onlar için görünenden çok daha fazla şey ifade eder. Terk edilmek, reddedilmek, vazgeçilmek kimileri için ilişkilerin bir parçasıyken, kimileri bunu daha kişisel algılar ve hatta kimliğinin bir parçası haline getirir.

Terk edilmek, özellikle terk edilmeye ve reddedilmeye duyarlı insanlarda çok çeşitli duygulara ve inançlara sebep olabilmektedir. Örneğin, biten bir ilişkiyi hayatının sonu olarak gören, bir daha hiçbir şekilde benzer bir ilişki yaşayamayacağını hatta bir daha asla birini sevemeyeceğini ve kendisini seven birini de bulamayacağını dile getiren birçok kişiyle karşılaşmışızdır. Hatta belki biz de onlardan biriyizdir. Ayrılık sonrası akıldan geçen bu tarz düşünceler kimi zaman oldukça inandırıcı olabilmekte ve kişi ayrılık acısına ek olarak hayatının bundan sonra nasıl olacağıyla ilgili de oldukça olumsuz düşüncelere kapılabilmektedir. Sonuç olarak biten ilişkisinin yasını tutup kapatabileceği bu ayrılık süreci müthiş bir çöküntüyle kişinin hayatının her alanına yansıyabilmektedir.

  • Peki, ayrılığa bu derece tahammülsüz olmamızın altında neler yatıyor olabilir?

  • Ve bu tahammülsüzlük, ayrılık öncesinde ilişkiyi nasıl etkiliyor olabilir?

Bir önceki yazıda da bahsedildiği gibi yetişkin hayatımızdaki ilişkilerimizin çoğunda bebeklik ve çocukluk döneminde anne ve babamızla kurduğumuz ilişkilerin yansımasını görebiliriz. Terk edilme korkumuz da benzer olarak yine bu çocukluk yaşantılarının bir uzantısıdır. Terk edilmeye karşı duyarlılığın kökenleri, bir bebek olarak ihtiyacımızı duyurabilmek üzere ağladığımızda, kimsenin bu ağlamaya cevap vermediği herhangi bir ana kadar dayanabilmektedir. Karşılanmamış ihtiyacımızın eksikliğiyle annenin yokluğunu fark etmenin dehşeti bir araya gelerek, ilişkilere dair ilk bakış açımızı oluştururlar: “İnsanlar beni her an yalnız ve yoksun bırakabilirler.”

Buna benzer olarak sevgisini ve ilgisini bize zaman zaman gösteren ve zaman zaman da bu sevgiden ve ilgiden bizi mahrum bırakan tutarsız ebeveyn tutumları da ilişkilerde karşımızdaki kişiye güvenemeyeceğimiz algısını oluşturabilmektedir. Öyle ki sevgilimizin bize güzel sözler söylemesi, bizimle ilgilenmesi ve değer verdiğini, sevdiğini hissettirmeye çabalaması dahi bizde: “Şimdi bu kadar ilgi gösteriyor ama yarın ne olacağı belli olmaz, kendimi kaptırmamalıyım” düşüncesi yaratabilmektedir. Böyle bir ilişki içerisinde mesajımıza geç cevap verilmesi, aramalarımıza geç dönülmesi, gün içerisinde eskisine göre daha az konuşmak, sevgilimizin yeni bir ortama dâhil olması, ilgi alanlarımızın farklılaşması, her zaman kullandığı sevgi sözcüklerini kullanmaması vb. durumlar bizim sürekli kaygı yaşamamıza ve ayrılma sinyallerine karşı aşırı tetikte olmamıza sebep olabilmektedir. Bu derece tetikte olma hali aşırı kıskançlık göstermemize, sevgilimizi kimseyle paylaşamamamıza, sevgilimizi sürekli takip etmemize, ilişkinin nasıl gittiğiyle ilgili sürekli bir sorgulama içerisinde olmamıza sebep olmakta ve sonuç olarak bu davranış tarzıyla sevgilimizi bunaltıp gerçekten bizi terk etmesine zemin hazırlamaktayız.

Bir de “aferin mağduriyeti”nden söz etmemiz gerekir ki görünürde olumlu bir anne baba tutumuna benziyor olsa da yetişkinlik hayatımızda olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Eğer çocukluğumuzda derslerdeki, sosyal aktivitelerdeki, turnuvalardaki vb. başarılarımız sonucunda ebeveynlerimiz tarafından normalden daha olumlu bir tavır gördüysek, ister istemez bu olumlu tavırların peşine düşeriz ve bu, bir yerden sonra sevilme ihtiyacımızı başarı elde ederek giderme çabasına dönüşebilmektedir. Biri tarafından sevilebilmemizi hep bir koşula bağlar hale gelebiliriz. Romantik ilişkilerimizde de bu sevgilimizin ilgisini ve sevgisini almak amacıyla onun istediği her şeyi yapmak, onun istediği, beğendiği kişiye dönüşmeye çalışmak, cazip görünebilmek için yüksek başarıların peşine düşmek şeklinde kendini gösterebilir. Bu oldukça kırılgan bir yapıdır. Öyle ki bu tarz bir ilişkide sevgilimizin bize yönelik en ufak bir eleştirisi bile bizi alt üst edebilir ve yoğun bir terk edilme korkusunun içine düşebiliriz.

Anne babamızdan hiç sevgi ve ilgi göremediğimiz, kendimizi hiçbir şekilde değerli hissedemediğimiz bir çocukluk da geçirmiş olabiliriz. Bu tarz bir çocukluk bizi sevginin varlığından dahi habersiz bırakabilir. Bir çeşit sevgi körlüğü yaşayabiliriz. Hiçbir zaman sevilemeyeceğimiz inancıyla ilişkilerden kaçınabilir, bizi sevme potansiyeli olan kişileri asla fark etmeyebiliriz. İlişki içerisinde olsak dahi sürekli bir şeylerin eksikliğini çeker ve çoğu zaman ilişkileri biz bitiririz. Ancak bu tarz bir çocukluğun diğer bir yansıması da çocukluğumuzda alamadığımız sevgiyi, yetişkin hayatımızda bulma yönünde aşırı bir çaba sarf etme ve bize bu sevgiyi verme potansiyeli olan bir insana denk geldiğimizde o sevgiyi sömürme yönünde olabilmektedir. Öyle ki bize ihtiyacımız olan sevgiyi bir tek o kişinin verebileceğine inancımızdan dolayı yoğun bir kaybetme korkusu yaşarız ve ilişki içerisinde de sevgi ve ilgi yönünden aşırı talepkar bir tutum sergileyebiliriz. Böylesi bir durum çoğunlukla “korktuğumuzun başımıza gelmesi” şeklinde yani terk edilmeyle sonuçlanır. Aslında terk edilmek için uygun ortamı biz hazırlamışızdır.

Buna benzer şekilde çocukluğumuzda ebeveynimiz veya akranlarımız tarafından yoğun eleştiriye maruz kaldıysak içten içe eksik, yetersiz ve kusurlu olduğumuza dair bir inanç geliştirebiliriz. Bu durum ya kusurların açığa çıkması korkusuyla ilişkilerde fazla yakınlaşmaktan kaçınma haliyle ya ilişkilerde aşırı bir mükemmeliyetçilikle ya da kusurlu olduğumuz için sevgilimizin bizi her an bırakabileceği korkusuyla diken üstünde bir ilişkiyle kendisini göstermektedir. Bu korku, sevgilimizden aldığımız en ufak bir eleştiride dahi çöküntüye uğramamıza, sevgilimizin tüm beğenisini kaybetmişçesine bir yıkım yaşamamıza sebep olabilmektedir. Benzer şekilde sevgilimizin herhangi bir alanda başarısının artması da kendimizi tehdit altında hissetmemize neden olabilmektedir. Sevgilimizin bize olan beğenisini yok sayma, sevgisini ifade etme şekline inanmama ve diğer başka herkesin daha tercih edilebilir olduğuna inanma hali bizi ilişkilerde bir takım yıkıcı davranışlara itebilir ve günün sonunda yine korktuğumuzun başımıza gelmesi senaryosuyla karşılaşabiliriz. Bir nevi kendini gerçekleştiren kehanet.

Bu noktada önemli olan ilişkilerin bitebilen bir doğası olduğunu kabul edip, bizim terk edilmeye karşı neden bu derece hassasiyet gösterdiğimizi fark etmek ve kendini gerçekleştiren kehanet döngüsünden çıkmaktır.

Sonraki Yazı "Terk Edilme Korkusuyla Nasıl Baş Edebiliriz?"

  • Grey Twitter Icon